Öz: Mosasourlar Dünyamızda Geç Kretase döneminde 30 Milyon yıllık bir zaman diliminde yaşamışlardır. Birkaç metreden 17 metreye kadar uzunluğa sahip türleri olan Denizel Okyanusal etobur bir canlıdır. Mosasaurus hoffmanni türü şimdiye kadar Kuzey Yarıkürede toplam 7 lokalitede bulunmuştur. En Geç Maastrihtiyen yaşındaki Türk Mosasaur ülkemizde ve Asya`da ilk keşif olduğu kadar şimdiye kadar bulunanların da en genç olanıdır.
Öz: Ülkemizde Anadolu`nun farklı yerlerinde, özellikle Adıyaman ve çevresinde bol miktarlarda "Arpa", "pirinç tanesi", "zeytin çekirdeği" şekilli taşlar bulunur. Bu taşlar halk arasında ya "eski insanlara ait arpa taneleri, pirinç taneleri, zeytin çekirdekleri veya "kutsal insanların kerameti (mucizesi)" olarak yorumlanır. Gerçekte ise bu taşların gizeminde Dünya`nın milyonlarca yıllık geçmişine ışık tutan çok önemli bilimsel gerçekler yatar: Bunlar fosillerdir. Bu gizemli fosilli taşlar bize ne anlatmaktadır` Bu bağlamda, nedir Loftusia` Neden Loftusia` Nerede bulunur` Nasıl yararlanabiliriz` İşte bu yazıda gözle görülebilir fakat tek hücreli mikroorganizma kalıntıları olarak bilinen Loftusia`nın öyküsü anlatılır.
Öz: Güneydoğu Anadolu`nun çorak yaylalarında, sert kireçtaşı sırtların arasından 2.150 metreye ulaşan Nemrut Dağı, zirvesindeki devasa tanrı ve kral heykelleriyle UNESCO`nun listesinde hak ettiği yeri alan, dünya çapında tanınan bir ikondur. Fakat bu muazzam manzaranın ardında, dağın adına sinmiş çarpıcı bir tarihsel ironi yatar: Yüzyılların sisinde, anıtların gerçek mimarı, Kommagene`nin ışıltılı Kralı I. Antiochos (M.Ö.69-34) unutulmuş; yerini, Tevrat ve Kur`an`ın sayfalarından fırlamış efsanevi tirandan kaynaklanan "Nemrut" adını almıştır. Bu makalede, Nemrut`un hikâyesini, jeolojik zamanın milyonlarca yıllık izlerinden başlayarak, insanın doğaya hükmetme ve ölümsüzlük arayışındaki kararlı iradesine, nihayetinde coğrafyanın kültürel belleği nasıl şekillendirip bazen nasıl köklü yanılgılara sürükleyebildiğine uzanan bir yolculukla keşfedeceğiz.
Öz: 20. yüzyılın başlarında, petrol jeolojisi ve yapısal haritalama, emperyal stratejilerin ve sınır belirleme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu dönemde, jeologlar yalnızca bilim insanları değil, aynı zamanda emperyal coğrafyanın baş mimarlarındandı. İngiliz jeostratejilerine yön veren jeologlar George Martin Lees ve Hugo DeBöckh`un Ortadoğu`daki jeolojik keşiflerinin, bölgenin politik sınırlarının ve petrol hakimiyetinin belirlenmesinde nasıl kritik bir rol oynadığını incelemektedir. Antiklinal yapılar, stratigrafik istifler ve petrol sistemleri üzerine yaptıkları çalışmalar, Sykes-Picot Anlaşması`ndan Lozan`a ve Milletler Cemiyeti`ne uzanan süreçte belirleyici olmuştur. Ortadoğu`nun modern sınırları, yalnızca siyasi anlaşmaların değil, aynı zamanda jeolojik yapıların ve petrol potansiyelinin bir ürünüdür. Jeologlar, özellikle de petrol jeologları, bölgenin yeraltı kaynaklarını haritalayarak emperyal güçlere stratejik bilgi sağlamışlardır. Bu makale, jeolojinin sınır belirleme süreçlerindeki etkisini vurgulayarak, G.M. Lees ve H. DeBöckh`un çalışmalarını jeolojik bir perspektifle ele almaktadır.
Öz: Türkiye`de jeoloji biliminin ve mühendisliğinin yerleşmesine ve gelişmesine 45 yıl hizmet etmiş ve okul kitapları ve yayınlarıyla genç nesillere jeolojinin tanıtımını sağlamış bir bilim insanı olarak Ord. Prof. Ahmet Malik Sayar`ı saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz; çalışmaları biz yerbilimcilere her zaman ışık tutacaktır.
Öz: Toplantı, "bir konu hakkında ortak görüş oluşturmak amacıyla birden çok kişinin aynı anda haberdar edilmesi" olarak tarif edilebilir. Bütün toplantılar iletim ve iletişim eylemidir ve amacına, toplanılan yere, katılımcıların niteliğine, konuşma tarzlarına, konusuna, süresine, davet şekline, toplanılan yere, toplantı mekanına vb durumlara göre çeşitlilik gösterir. Yüz yüze toplantıların yanında, son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte "çevrimiçi" olarak da düzenlenebilmektedir. Bu yazıda, aile içi veya dost-sohbet buluşmaları dışında kalan, sonuç beklenen, göreceli formal toplantılar ele alınacaktır.

TMMOB